İnsan bu pastaları yemeye kıyamaz ki....

2/10/2009 · Kategori: YEMEK

,


























































Yorum (yok) Yorum yaz!

Nefes Kesen On Manzara...

26/9/2009 · Kategori: Kesfettiklerim

Nefes kesen 10 manzara!

Nefes kesen 10 manzara!
1. Dachstein Sky Walk (AVUSTURYA)

“Alplerin balkonu” diye anılan Dachstein Sky Walk, deniz seviyesinden 2700 metre yüksekte yer alıyor. .
Nefes kesen 10 manzara! 
Ziyaretçiler, 360 derecelik panorama sayesinde güneyde Slovenya’yı, kuzeyde ise Çek Cumhuriyeti’ni izleme fırsatını yakalıyor

Nefes kesen 10 manzara! 
Burası Niagara Şelalesi ya da Brezilya’daki Iguazu Şelalesi’ndeki platformlardan çok daha yüksek bir seviyede bulunuyor.





Nefes kesen 10 manzara! 
2. Aurland (NORVEÇ)

Mimar Tod Saunders ve Tommie Wilhelmsen, 2000 metre yükseklikte manzaralı bir dinlenme yeri tasarlama görevini üstlenince şu anda bir numaralı turist noktası olan bu güzellik ortaya çıkmış.

Nefes kesen 10 manzara! 
Yatay platformun aşağıya doğru kıvrılan en uç noktası muhteşem manzarayı doya doya seyredebileceğniz bir camla kapatılmış.

Nefes kesen 10 manzara! 
Tabii ki sondaki manzaranın keyfini oraya kadar gitme cesareti gösterenler çıkarıyor.



Nefes kesen 10 manzara! 
3. Büyük Kanyon (ARİZONA, ABD)

At nalı şeklindeki bu platformun yerden yüksekliği 1219 metre.

Nefes kesen 10 manzara! 
Tam bir mühendislik harikası olan bu platform, 70 ton ağırlığı taşıyabiliyor ki bu da neredeyse 14 tane Afrika filinin ağırlığına eşit.

Nefes kesen 10 manzara! 
Yani kırılmasının imkanı yok!..





Nefes kesen 10 manzara!
4. Iguazu Şelalesi (BREZİLYA)

İnanılmaz güzellikte olan şelalerin bulunduğu yarı tropik doğa manzarası gezinizi çok daha zevkli hale getiriyor.

Nefes kesen 10 manzara! 
Büyüklüklerine ve görkemlerine yakından şahit olmak istiyorsanız onları bu platformdan seyretmelisiniz.

Nefes kesen 10 manzara!
Platform o kadar yakına kurulmuş ki yürürken su damlacıklarını hissediyorsunuz ve 80 metre yüksekten dökülen suyun sesini dinliyorsunuz.






Nefes kesen 10 manzara!
Nefes kesen 10 manzara!
5. Auckland Kulesi (YENİ ZELANDA)

328 metre yükseklikteki bu kule güney yarımkürenin en yüksek binası.


Nefes kesen 10 manzara!
2000 tonluk betonarme çelik ve 660 ton yapı çeliği kullanılarak inşa edilen kule, saatte 200 km hızla esen rüzgara ve 8 şiddetindeki depremlere dayanabilecek nitelikte.

Nefes kesen 10 manzara! 
Havanın açık olduğu günlerde 82 km uzaklıktan kuleyi görmek mümkün.



Nefes kesen 10 manzara! 
6. Illawarra (AVUSTRALYA)

Yerden 25 metre yüksekteki bu çelik platform ziyaretçilerine yağmur ormanları arasında dolaşma fırsatı veriyor.


Nefes kesen 10 manzara! 
500 metre yükseğe çıkan yürüyüş yolu ise ziyaretçileri en üstteki noktaya çıkarma görevi görüyor

Nefes kesen 10 manzara! 
Ziyaretçileri orada da Kiama’dan Shellharbour’a kadar uzanan kıyı şeridi manzarası karşılıyor



Nefes kesen 10 manzara! 
7. Landscape Burnu (İSVİÇRE)

Paolo Bürgi tarafından tasarlanan bu platform, çelikten yapılmış bir geçitten oluşuyor

Nefes kesen 10 manzara! 
Korkulukların üzerindeki semboller ve yazılar da tarih, edebiyat gibi konularla ilgili bilgiler içeriyor.

Nefes kesen 10 manzara! 
Geçidin sonunda Lago Maggiore manzarasının keyfini çıkaracağınız başka bir platform yer alıyor.




Nefes kesen 10 manzara! 
8. Sonsuzluk Odası, The House on the Rock (Wisconsin, USA)

1959 yılında açılan “The House on the Rock” eşi benzeri bulunmayan odalar, sokaklar, bahçeler ve mağazalardan oluşan bir yapı.

Nefes kesen 10 manzara! 
Yaklaşık 3000 adet el yapımı pencereyle çevrili olan Sonsuzluk Odası, altında hiçbir destek bulunmaksızın vadiden yüzlerce metre yükseğe uzanıyor





Nefes kesen 10 manzara! 
9. Il binocolo (İTALYA)

Platform İtalya’daki Trauttmansdorff kalesinin bahçesi içinde yer alıyor.


Nefes kesen 10 manzara! 
İsminin nedeni dürbün şeklindeki küçük çatısı ve çevresindeki manzara

Nefes kesen 10 manzara!




10.Tyrol Tepesi (AVUSTURYA)

Avusturya’daki Stubai buzulunun tepesine inşa edilen bu platform deniz seviyesinden 3000 metre yüksekte yer alıyor

Nefes kesen 10 manzara! 
Sert hava koşullarına dayanıklı çelikten yapılan platform sayesinde Stubai buzulunun eşsiz manzarasını seyretmek mümkün.

Nefes kesen 10 manzara! 
Nefes kesen 10 manzara! 

Yorum (yok) Yorum yaz!

HANGİ VATAN SAĞOLSUN?

18/7/2009 · Kategori: YORUMLARINIZ


           Pamuklara sarıp yetiştirdin çocuğunu. Bebekken geceleri kalkıp ayakucunda nefesini yokladın, içinde her anne gibi hep bir garip korku, ya ölürse...

           Önce okul kapısında bekledin, sonra "arkadaşlarım dalga geçiyor" dedi, pencere önünde gözledin dönüşünü... Beş dakika gecikse ruhun sıkıldı hep, araba mı çarptı, biri mi sataştı, düştü dizi mi yarıldı?

          Sonra büyüdü, "aman okusun" dedin, binbir zorlukla bir üniversiteye girdi, hiçbir şeyini eksik etmedin. Evde,malda,mülkte değildi gözün. Yemedin yedirdin, giymedin giydirdin. Oğlunu üç kuruş "HELAL" maaşınla adam ettin.

           Ve bir gün askerlik geldi dayandı kapıya... Senin gibilerin evladı nerelere giderse, o da oralara gitti. Otobüs terminalinde arkadaşları "En büyük asker bizim asker!" diye omuzlarına aldığında bile için titredi. "Aman düşeceksin oğlum,bir yerin incinecek,aman oğlum"

            O nöbetteyse sen de nöbette,operasyondaysa tetikteydin.Bebekken nasıl dinliyorsan öyle dinledin nefesini kilometrelerce öteden. İçinde hep bir garip korku, ya ölürse....

            Bir Eylül günü kara haberi geldi oğlunun subaylar eşliğinde. Sonra kameralar yığıldı kapının önüne... Haberi duyan geldi, duyan geldi...Ertesi gün cenazede tanıdığın tanımadığın bir sürü insanın önünde, taş kesilmiş, damarların koparılmışken; son bir kez soramadığın oğlunu buz gibi çerçevelenmiş bir resimde arıyorken; herkes senden aynı iki kelimeyi bekledi. Sen demedin, diyemedin "Vatan sağolsun!" diye.  "HAKKIMI HELAL ETMİYORUM!!!" diye haykırdın, " ETMİYORUM, HAKKIMI HELAL ETMİYORUM!"

            Hakkını helal etmediğin; kendi çocuklARI Amerika'da okurken, seninkini ateşe atanlardı...
            Hakkını helal etmediğin; senin oğlun çelik yeleksiz, kimin eliyle beslendiği belli düşmana koşarken, uğruna savaşılan vatan toprağını pazarlıkla satanlardı...
            Hakkını helal etmediğin; "haram" yiyip, "helal" üzerinden politika yapanlardı...

            Şimdi "VATAN SAĞOLSUN!" demeni bekliyorlar senden. Yarın Lübnan'da muhtemelen üzerinde "Made in USA" yazan bir kurşunla "yanlışlıkla" öldürülen bir başka evladın annesinden de aynı şeyi bekleyecekler. Sen oğlunun hasretinden bayram sabahları şehitlikteki taş mermerleri severken, onlar havaalanında Amerika'dan dönen oğullarını bekleyecekler...

             Akşam haberlerinde onların oğullarının açtığı pastörize yumurta fabrikalarını göreceksin. Onların oğulları Amerikan bankalarında çalışacak. Onların oğullarının yaptığı ölümlü trafik kazaları usta ellerce örtbas edilecek. Sen hergün taş keseceksin biraz daha biraz daha....

             Analar uyanıyor, anaların isyanından korkun beyler! Siz ki hak üzerinden politika yaparsınız hep, anaların haklarını helal etmemesinden korkun hiçbir şeyden korkmadığınız kadar...

           Çünkü artık inanmıyorlar size... sizin vatan bildiğinizle onların vatan bildiği aynı değil,biliyorlar... Ve artık yüksek sesle soruyorlar. "Hangi vatan sağolsun, sizinki mi bizimki mi?"

           Siz ki kanundan,kuraldan,haktan,haramdan korkmazsınız. Ama anaların isyanından korkun. Onlar ki Rixos otelde bir gecelik konaklamanın, bir çelik yelekten daha pahalı olduğunu bilirler. Teşvikiye camiinden hiç şehit cenazesi çıkmadığını bildikleri gibi...
           Onlar ki Lübnan'a neden asker göndermek istediğinizi de bilirler, vatana ihanetin ne olduğunu bildikleri gibi...
           Onlar ki sıksan şüheda fışkıracak toprak için yıllarca oğullarını başlarına kına yakıp yolladılar askere.

     ARTIK "VATAN SAĞOLSUN" DİYEMİYORLARSA; BİR BİLDİKLERİ VARDIR.........

Yorum (yok) Yorum yaz!

Belçika'da bir TÜRK köyü: FAYMONVİLLE...

18/4/2009 · Kategori: Kesfettiklerim

Belçika'da bir Türk köyü : Faymonville






Hiçbir Türk'ün yaşamadığı ancak herkesin kendisini Türk 'hissettiği' Belçika'nın Faymonville köyünde festival zamanıydı





Kendilerini asırlardır "Türk" olarak adlandıran Belçikalı köylüler, geleneksel olarak Türk giysi ve bayraklarıyla karnaval korteji oluşturdular





Faymonville köyünde hiçbir zaman, hiçbir Türk'ün yaşamadığını belirten köylüler, kendilerine asırlardır "Türkler" dendiğini, "Türk Köyü"nün insanları olduklarını söylüyor, kendilerini "Faymonville Türkleri" olarak tanıtıyorlar








Faymonville köylülerinin, Haçlı Seferleri'ne katılmayı ve Türklere karşı savaşmayı reddettikleri için "Türk" olarak adlandırıldıkları da rivayetler arasında





Fotoğrafta Faymonville belediye binası girişinde bulunan taş oyma Türk bayrağı görünüyor






























Yorum (2) Yorum yaz!

Kirli Araba Sanatı

28/1/2009 · Kategori: Kesfettiklerim

Scott Wade, sokaktaki kirli arabaların camlarına “Beni Yıka” yazmak yerine, eline aldığı fırçalarla sanat yapmayı denemiş çılgın biri. Dirty Car Art diye tanımladığı bu zahmetli ve oldukça tozlu çalışmalar önce medya’nın şimdilerde de markaların ilgisini çekmeyi başarıyor.






























Yorum (yok) Yorum yaz!

Sevmeye ara vermeyin...

27/1/2009 · Kategori: OKUDUKLARIM


Ayşe Arman yazıyor; "Sevgilim ve ben... Birbirine geçmiş iki kaşık gibi yattık o kocaman yatağın ortasında, çocuklar okula, büyükler işlerine gitmişken..."

Sevmeye sevişmeye ara vermeyin

Hayatta en güzel şey...

Seni tamamlayan biri...

Yok yani ötesi...

Bu sabah en çok buna şükrettim.

Koca yatağın içinde, anne rahminde gibi kıvrılmış yatıyordum.

Ateşim vardı, üzerimdeki her şey, sırılsıklamdı, ter içindeydim, saç diplerime kadar.

Üşüyordum, dünyanın bütün yorganlarının altına girsem de üşümem geçmiyordu.

Zihnimden de biri sürü şey geçiyordu, hızlı hızlı, Alya`yı okula gönderiyorum arkasından el sallıyorum, sonra İstanbul uçağına yetişmeye çalışıyorum, uçak orada ama ben bir türlü binemiyorum, o sırada babamın gülen yüzü beliriyor, sonra bir uçurumdan aşağı düşüyorum, düşüyorum, düşüyorum...

Yarım yamalak, birinin, terden üzerime yapışmış geceliğimi çıkarıp, yenisini giydirdiğini hatırlıyorum. Sonra "Hadi iç bunu, sana iyi gelecek" dedi. Ama üşümem geçmedi. Bu sefer ayaklarıma çorap giydirdi. Ve bana sımsıkı sarıldı, bedeniyle bedenimi ısıtmaya çalıştı, kulağıma güzel şeyler fısıldadı.

Sevgilim ve ben... Birbirine geçmiş iki kaşık gibi yattık o kocaman yatağın ortasında, çocuklar okula, büyükler işlerine gitmişken...

Hayatımda tamamlandığımı hissettiğim nadir anlardan biriydi.

Uyandığımda yatağın kenarında bir not buldum, "Sesinin kısıklığının geçmesini istiyorsan, bugün benim dışımda kimse konuşma!! Seni seviyorum. Ateşliyken özellikle..." Altına da ilaç saatlerimi yazmıştı, "Şimdi hangisini alacam?" diye kafamın karışacağını adı gibi bildiği için, içmem gereken ilaçların ismini de paranteze almıştı...

Gülümsedim.

*

Nedense birden aklıma Nermin Bezmen geldi. O, kendisi tamamlayan insanı, 34 yıllık aşkını, eşini, sevgilisini kaybetti.

Daha çok yeni.

Gülümsemem yüzümde donuverdi.

Pamir Bezmen`in ölüm haberini duyduğumda, "Bundan daha feci bir şey yok. Nermin Bezmen kim bilir ne haldedir?" demiştim. Baş sağlığı dilemek için ona mesaj attım. Yanıt da beklemiyordum aslında, ama geldi. Beni ağlatan bu yanıtı sizinle paylaşmak istiyorum, Nermin`in Pamir`i ne kadar çok sevdiğini dünya alem biliyor, onun da itiraz edeceğini sanmıyorum:

Sen aşk`ı, áşık`ı, áşık olmayı bilirsin... Benim ne hallerde olduğumu onun için iyi anlarsın. Yüreğim öylesine yanıyor ki, ateşe atsalar anlamam... Diğer taraftan bedenimin harareti düştü, üşüyorum. Aşkım, sevgilim, kocam, sırdaşım, yoldaşım, arkadaşım, büyümeyen çocuğum, canım Pamir`im`in sıcaklığını, öpüşünü, günde en az on kez "Bicikom seni ne kadar çok seviyorum, biliyor musun?" deyişini, otuzdört sene hálá daha sarılıp kaşık gibi yatışımızı, gözlerinin pırıl mavisinde en eskiden en yeniye tüm sevişmelerimizi hatırlatan áşık bakışlarını özlüyorum...

Bazen kalbim ağzıma gelecek gibi çırpınıyor. Sanırım yüreğim, onunkinin yerine de atıyor... Sen beni anlarsın sevgili Ayşe. Ömer`le birbirinize iyi bakın, sevmeye, sevişmeye ara vermeyin... (Nermin.)

Ayşe Arman/Hürriyet

Yorum (1) Yorum yaz!

Hayatı çaresizliklerle dolu bir adamın öyküsüdür...

11/11/2008 · Kategori: YORUMLARINIZ



Hayatı çaresizliklerle dolu bir adamın hikayesidir...

* 7 yaşında babasını kaybetti ve yetim kaldı.
* 8 yaşında okuldan alındı ve köyde yaşamaya başladı.
* 10 yaşında yüzü kanlar içinde kalacak şekilde yeni okulundaki öğretmeninden dayak yedi.
* 17 yaşında hayalindeki okulun istediği bölümü için gerekli not ortalamasını tutturamadı.
* 24 yaşında tutuklandı. Günlerce sorguya çekildi ve 2 ay tek başına bir hücrede hapis yattı.
* 25 yaşında sürgüne gönderildi.
* 27 yaşında, kendisinden bir yaş büyük rakip meslektaşı "KAHRAMAN" ilan edilirken; o hiç önemsenmiyordu.
* 30 yaşında kendisi başka şehirleri düşman elinden kurtarmaya çalışırken, doğduğu şehir düşmanların eline geçti.
* 30 yaşında rakibi amiri oldu ve onu kendisinen uzaklaştırmak için fiilen işsiz kalacağı görevlere atadı.
* 37 yaşında böbrek hastalığından Viyana'da 2 ay hasta ve yalnız halde yattı.
* 37 yaşında komutan olarak yeni atandığı ordu dağıtıldı.
* 38 yaşında savunma bakanı tarafından görevinden atıldı. Hakkında tutuklama kararı çıkartıldı.
* 38  yaşında bir toplantıda giyebileceği bir tek sivil elbisesi bile yoktu. İhtiyaç duyunca başkasından ödünç aldı. Cebinde sadece 80 Lirası vardı.
* 38 yaşında beş arkadaşından üçü ,bir seçimde onun için oy vermedi.
* 39 yaşında idam cezasına çarptırıldı.

Sonra ne mi oldu?
42 yaşında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı oldu!
Bu öykü efsanevi lider Mustafa Kemal ATATÜRK'e aittir.
Şimdi düşünün,sizin başarınızın önündeki engel ne?
-Paranız mı yok? ATATÜRK'ÜN DE YOKTU!
-Sağlığınız mı bozuk? ATATÜRK'ÜN DE YOKTU!
-Çevrenizde sizi çekemeyenler mi var? ATATÜRK'ÜN DE VARDI!
-Aileniz çok zengin değil miydi? ATATÜRK'ÜNKİ DE DEĞİLDİ!
-Amirleriniz hakkınızı mı yiyor? ATATÜRK'ÜN DE BAŞINA GELMİŞTİ!
-Sİzin karşınıza çıkıp da Atatürk'ün karşısına çıkmamış herhangi bir engel var mı?

UNUTMAYIN!
ÇARESİZSENİZ; ÇARE SİZSİNİZ!
HERŞEY SİZİNLE BAŞLAR!
HAYATTA YA TOZU DUMANA KATARSINIZ,
YA DA TOZU DUMANI YUTARSINIZ.
SEÇİM SİZİN!

Yorum (1) Yorum yaz!

HAYDİ ENGELLİLER KAFESE!!!!

8/7/2008 · Kategori: YORUMLARINIZ

Arkadaşlar; sizi çok önemli bir konu hakkında bilgilendirmek istedim, duyarlı olmamız ve kamuoyunu bilgilendirmemiz gerekiyor. Lütfen duyarsız kalmayalım...
       Yaklaşık 2 senedir zihinsel ve fiziksel engelli tüm bireylere devlet ücretsiz eğitim hakkı tanımıştı ve bu bireylere ihtiyaçları devam ettiği sürece özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinden ayda 6 veya 10 saat bedava eğitim hakkını vermişti.
     Ancak şimdi bu hakkı tekrar engellilerimizden geri alıp, onları eve yani bir anlamda kafese mahkum etmek istiyor. Hem de bir an önce. 
     Geçen hafta bununla ilgili tasarıyı Kemal Unakıtan(maliye bakanı)ın baskıları sonucu komisyon kabul etti, hem de milletvekillerine aba altından sopa gösterip. Yasalaşmasına ramak kaldı. Eğer bu tasarı komisyonda da oylanıp yasalaşırsa; 1 engelli çocuk hayatı boyunca sadece ve sadece 9 ay eğitim alabilecek. Ondan sonra tekrar eve mahkum.
      Ak Parti değil miydi  "Haydi Kızlar Okula!!!!" kampanyası başlatan?  Nerede vicdan? Hani eğitim önemliydi?
Şimdi de " HAYDİ ENGELLİLER KAFESE" kampanyası mı başlatıyor AKP?

Arkadaşlar, lütfen duyarlı olalım ve çevremizi, medyayı AKP nin bu oyunu ile ilgili bilgilendirelim. Kamuoyu bu konu hakkında bilgilenmek ve tepki vermek zorunda. Yoksa engelli çocuklarımız, yavrularımız eve mahkum bir şekilde ömürlerini tamamlamak zorunda bırakılacaklar özellikle KEMAL UNAKITAN tarafından....

NOT: İşin garibi; Unakıtan'ın bu engellerine Milli Eğitim Bakanı hiç ses çıkarmıyor. Kim kimi yönetiyor?, soruyorum. Ülkenin Milli Eğitim Bakanı Unakıtan mı? Kendisinin engelli çocuğu olsaydı böyle mi yapacaktı? Tuzu kuru ne de olsa...



Yorum (3) Yorum yaz!

Mutluluk bir yolculuktur...

11/6/2008 · Kategori: Sevdigim sozler

          Kendimizi; evlenince,bir bebek sahibi olunca,sonra bir tane daha olunca yaşamın daha güzel olacağına inandırmışızdır.

          Sonra, çocuklarımızın yeterince yetişkin olmadığını düşünerek bunalırız, çünkü onlarla didişmemiz gerekir. Şu delikanlılık çağını atlatsalar daha mutlu olacağız tabii...

            Eşimiz başarsa, bir arabamız ya da daha iyi bir arabamız olsa, tatile çıksak, sonunda emekli olsak yaşamın daha iyi olacağını düşünürüz.

            Gerçek şu ki; mutlu olmak için şu andan daha iyi bir an olamaz.

            Öyle değilse, ne zaman?

            Yaşamınız hep güçlüklerle dolu olacak. Olduğu kadar çok kabullenip, herşeye karşın mutlu olmaya karar vermek en iyisi.

Uzun bir süre yaşam yeni başlayacak sandım. Gerçek yaşam. Fakat yolda hep bir engel vardı; bitirilecek bir iş, aşılması gereken bir sıkıntı, tanınacak bir zaman, ödenecek bir fatura.

               Sonra başlayacak yaşam.

               Sonunda anladım, bu engeller yaşamın ta kendisiydi.

               Bu bakış açısı, benim mutluluğa bir yol olmadığını anlamama yardımcı oldu.

              YOL; mutluluğun ta kendisi idi.

              Yani, her anın tadını çıkarın.

              Mutlu olmaya karar vermek için; okulun bitmesini, okula geri dönmeyi, beş kilo kaybetmeyi, beş kilo almayı, işe başlamayı, evlenmeyi, cuma gecesini, pazar sabahını, bir araba almayı, araba yenilemeyi, ev ipoteğinizin bitmesini, ilkbaharı, yazı, sonbaharı, kışı, ayın birini ya da onbeşini, radyoda melodinizin çalmasını, ölmeyi ya da yeniden doğmayı beklemeyin.

          Mutluluk bir yolculuktur, bir varış noktası değil.

          Mutlu olmak için en iyi zaman...ŞİMDİ!!!

         Anı yaşayın ve doya doya tadını çıkarın.

Şimdi aşağıdaki soruları düşünüp yanıtlamaya çalışın:

1-Dünyadaki en zengin 5 kişinin adını söyleyin.

2-En son seçilen 5 dünya güzelinin adını söyleyin.

3-Son 10 nobel ödülünü kimler kazandı?

4-En iyi erkek oyuncu Oscar ödülünü en son hangi 10 oyuncu aldı?

Yapamadınız mı? Zor, değil mi?

Tasalanmayın, hiç kimse bunları hatırlamıyor.

Alkışlar söner!

Ödüller tozlanır!

Kazananlar çabuk unutulur.

Şimdi de şu soruları yanıtlayın:

1- Eğitiminize katkıda bulunan 3 öğretmeninizin adını söyleyin.

2- Gerektiğinde yanınızda olmuş 3 dostunuzun adını söyleyin.

3- Size özel olduğunuzu hissettiren birkaç kişi düşünün.

4- Birlikte zaman geçirmek istediğiniz 5 kişinin adını söyleyin.

Yapabildiniz mi? Daha kolay, değil mi?

Yaşamınızda anlamı olan kişiler "en iyi" olarak dereceye girmiş, en çok parası olan ya da en büyük ödülleri alanlar değil...

Sizi seven, sizi gözeten, ne olursa olsun yanınızda olanlar.

Bir an düşünün.

Yaşam çok kısa...

Ya siz, hangi listedensiniz? Bilmiyor musunuz?

Bir süre önce, Seattle olimpiyatlarında, zekaca veya vücutca engelli dokuz atlet, 100 metrelik bir yarışın başlama noktasında duruyorlardı.

Tabanca atıldı ve yarış başladı. Hepsi koşmuyordu, ama herkes katılmak ve kazanmak istedi.

Üçlü gruplar şeklinde koşuyorlardı. Bir çocuk takıldı ve düştü, bir iki yuvarlandı ve ağlamaya başladı.

Dİğer sekizi onun ağladığını duydu. Yavaşlayıp arkalarına baktılar. Durdular ve geri geldiler...Hepsi de...

Down sendromlu bir kız, çocuğun yanına oturdu, sarıldı ve sordu:"Şimdi kendini daha iyi hissediyor musun?" Sonra, dokuzu birlikte omuz omuza bitiş çizgisine yürüdü.

Kalabalık ayağa kalktı ve alkışladı. Alkışlar uzun süre devam etti...

Bu olaya tanık olanlar hala bunu anlatıyor. Niçin?

Çünkü yüreğimizin derinliklerinde hepimiz biliyoruz ki, yaşamda en önemli şey kendimiz için kazanmanın ötesindedir.

Yaşamda en önemli şey; diğerlerinin kazanmalarına yardım etmektir. Bu; yavaşlayıp, kendi yarışımızı değiştirmek anlamına gelse bile...

Bana göre, mutluluğun resmi Abidin Dino'nun yukarıdaki ünlü resiminde çok güzel anlatılıyor. Aşağıdakilerde de öyle...

Yorum (yok) Yorum yaz!

Sn. Ahmet Necdet Sezer Neden Sevilmedi?

27/5/2008 · Kategori: YORUMLARINIZ

 

* Sn. Ahmet Necdet Sezer neden sevilmedi?

  Ya da biz kimi sevmeyiz?

 

   saat

     halı

     kilim

     kalem seti

     gümüş tepsi

     takı

     şifoniyer

     kaftan

     vazo

     madalyon

     heykel

     biblo

     tablo

     Hepsini bırakmış Ahmet Necdet Sezer...

     Kendisine verilen 1243 parça hediyenin 1243'ünü de bırakmış.Götürmemiş.

     Bu benim cumhurbaşkanım olamaz...

 

*    Zaten kırmızı ışıkta durmasından da belliydi.

     Kimse durmuyor ki, o niye duruyor? İsveç mi burası?

 

*    Bakıyorum gazetelere...

     94 parça gümüş,

     22 vazo,

     9 takı,

     27 hatıra para,

     4 tabanca,

     83 parça değerli süs eşyası,

     55 tablo,

     86 porselen,

     7 madalyon,

     4 saat...

     İnsanın içi gidiyor! Al, götür dimi...Bırakmış gidiyor...

 

*    Üstelik liste eksik...

      Kendisine tahsis edilen, "kafana göre harca" denilen ödeneği de 

      harcamadı.

      Hediyeleri bıraktığı gibi... Papelleri de bıraktı...

      46 trilyon liracık! Ye, yemedi...Gez, gezmedi...

      O zaman bırak biz yiyelim...

      Ona da izin vermedi. "Yetim hakkıdır" dedi, görevi boyunca tasarruf

      ettiği 46 trilyonu maliyeye iade etti...Kemal abiye...

 

   Çocukları hala memur...

      First Lady desen... Bi Atıl Kutoğlu'nu bile tanımıyor...

      Belediyeler bizim paramızla simitçilere Cemil İpekçi'den kostüm

      hazırlattı, o hala kendi cebinden giyiniyor...

 

   Aşçıyı, garsonu azalttı.

     "Suyla çalışmıyor bunlar" dedi,14 makam aracını geri verdi.

      Okluk'taki yazlık köşke hiç gitmedi.

      Oğlunu evlendirdi; elektrik parasına varana kadar cebinden ödedi.

      Eşi düştü,bileğini kırdı; Hastaneye sivil araçla götürdü, röntgen için 

      kuyruğa girdi, sıra bekledi.

      Annesi vefaat etti, gene sivil plakayla gitti, flap flap flap fors yapmadı...

      Resmi yemekler hariç, kimseye davet vermedi. Mutfakta yerli ürün

      kullandırttı.

      Şatafattan uzak durdu.

 

*     YEMİNİNİ TUTTU...

       HUKUKU ÜSTÜN KILDI.

       E haliyle... SEVİLMEDİ...

       SEVİLMEZ....

     

    

    

 

 

 

 

    

 

 

    

Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::