HANGİ VATAN SAĞOLSUN?

18/7/2009 · Kategori: YORUMLARINIZ


           Pamuklara sarıp yetiştirdin çocuğunu. Bebekken geceleri kalkıp ayakucunda nefesini yokladın, içinde her anne gibi hep bir garip korku, ya ölürse...

           Önce okul kapısında bekledin, sonra "arkadaşlarım dalga geçiyor" dedi, pencere önünde gözledin dönüşünü... Beş dakika gecikse ruhun sıkıldı hep, araba mı çarptı, biri mi sataştı, düştü dizi mi yarıldı?

          Sonra büyüdü, "aman okusun" dedin, binbir zorlukla bir üniversiteye girdi, hiçbir şeyini eksik etmedin. Evde,malda,mülkte değildi gözün. Yemedin yedirdin, giymedin giydirdin. Oğlunu üç kuruş "HELAL" maaşınla adam ettin.

           Ve bir gün askerlik geldi dayandı kapıya... Senin gibilerin evladı nerelere giderse, o da oralara gitti. Otobüs terminalinde arkadaşları "En büyük asker bizim asker!" diye omuzlarına aldığında bile için titredi. "Aman düşeceksin oğlum,bir yerin incinecek,aman oğlum"

            O nöbetteyse sen de nöbette,operasyondaysa tetikteydin.Bebekken nasıl dinliyorsan öyle dinledin nefesini kilometrelerce öteden. İçinde hep bir garip korku, ya ölürse....

            Bir Eylül günü kara haberi geldi oğlunun subaylar eşliğinde. Sonra kameralar yığıldı kapının önüne... Haberi duyan geldi, duyan geldi...Ertesi gün cenazede tanıdığın tanımadığın bir sürü insanın önünde, taş kesilmiş, damarların koparılmışken; son bir kez soramadığın oğlunu buz gibi çerçevelenmiş bir resimde arıyorken; herkes senden aynı iki kelimeyi bekledi. Sen demedin, diyemedin "Vatan sağolsun!" diye.  "HAKKIMI HELAL ETMİYORUM!!!" diye haykırdın, " ETMİYORUM, HAKKIMI HELAL ETMİYORUM!"

            Hakkını helal etmediğin; kendi çocuklARI Amerika'da okurken, seninkini ateşe atanlardı...
            Hakkını helal etmediğin; senin oğlun çelik yeleksiz, kimin eliyle beslendiği belli düşmana koşarken, uğruna savaşılan vatan toprağını pazarlıkla satanlardı...
            Hakkını helal etmediğin; "haram" yiyip, "helal" üzerinden politika yapanlardı...

            Şimdi "VATAN SAĞOLSUN!" demeni bekliyorlar senden. Yarın Lübnan'da muhtemelen üzerinde "Made in USA" yazan bir kurşunla "yanlışlıkla" öldürülen bir başka evladın annesinden de aynı şeyi bekleyecekler. Sen oğlunun hasretinden bayram sabahları şehitlikteki taş mermerleri severken, onlar havaalanında Amerika'dan dönen oğullarını bekleyecekler...

             Akşam haberlerinde onların oğullarının açtığı pastörize yumurta fabrikalarını göreceksin. Onların oğulları Amerikan bankalarında çalışacak. Onların oğullarının yaptığı ölümlü trafik kazaları usta ellerce örtbas edilecek. Sen hergün taş keseceksin biraz daha biraz daha....

             Analar uyanıyor, anaların isyanından korkun beyler! Siz ki hak üzerinden politika yaparsınız hep, anaların haklarını helal etmemesinden korkun hiçbir şeyden korkmadığınız kadar...

           Çünkü artık inanmıyorlar size... sizin vatan bildiğinizle onların vatan bildiği aynı değil,biliyorlar... Ve artık yüksek sesle soruyorlar. "Hangi vatan sağolsun, sizinki mi bizimki mi?"

           Siz ki kanundan,kuraldan,haktan,haramdan korkmazsınız. Ama anaların isyanından korkun. Onlar ki Rixos otelde bir gecelik konaklamanın, bir çelik yelekten daha pahalı olduğunu bilirler. Teşvikiye camiinden hiç şehit cenazesi çıkmadığını bildikleri gibi...
           Onlar ki Lübnan'a neden asker göndermek istediğinizi de bilirler, vatana ihanetin ne olduğunu bildikleri gibi...
           Onlar ki sıksan şüheda fışkıracak toprak için yıllarca oğullarını başlarına kına yakıp yolladılar askere.

     ARTIK "VATAN SAĞOLSUN" DİYEMİYORLARSA; BİR BİLDİKLERİ VARDIR.........

Yorum (yok) Yorum yaz!

Hayatı çaresizliklerle dolu bir adamın öyküsüdür...

11/11/2008 · Kategori: YORUMLARINIZ



Hayatı çaresizliklerle dolu bir adamın hikayesidir...

* 7 yaşında babasını kaybetti ve yetim kaldı.
* 8 yaşında okuldan alındı ve köyde yaşamaya başladı.
* 10 yaşında yüzü kanlar içinde kalacak şekilde yeni okulundaki öğretmeninden dayak yedi.
* 17 yaşında hayalindeki okulun istediği bölümü için gerekli not ortalamasını tutturamadı.
* 24 yaşında tutuklandı. Günlerce sorguya çekildi ve 2 ay tek başına bir hücrede hapis yattı.
* 25 yaşında sürgüne gönderildi.
* 27 yaşında, kendisinden bir yaş büyük rakip meslektaşı "KAHRAMAN" ilan edilirken; o hiç önemsenmiyordu.
* 30 yaşında kendisi başka şehirleri düşman elinden kurtarmaya çalışırken, doğduğu şehir düşmanların eline geçti.
* 30 yaşında rakibi amiri oldu ve onu kendisinen uzaklaştırmak için fiilen işsiz kalacağı görevlere atadı.
* 37 yaşında böbrek hastalığından Viyana'da 2 ay hasta ve yalnız halde yattı.
* 37 yaşında komutan olarak yeni atandığı ordu dağıtıldı.
* 38 yaşında savunma bakanı tarafından görevinden atıldı. Hakkında tutuklama kararı çıkartıldı.
* 38  yaşında bir toplantıda giyebileceği bir tek sivil elbisesi bile yoktu. İhtiyaç duyunca başkasından ödünç aldı. Cebinde sadece 80 Lirası vardı.
* 38 yaşında beş arkadaşından üçü ,bir seçimde onun için oy vermedi.
* 39 yaşında idam cezasına çarptırıldı.

Sonra ne mi oldu?
42 yaşında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı oldu!
Bu öykü efsanevi lider Mustafa Kemal ATATÜRK'e aittir.
Şimdi düşünün,sizin başarınızın önündeki engel ne?
-Paranız mı yok? ATATÜRK'ÜN DE YOKTU!
-Sağlığınız mı bozuk? ATATÜRK'ÜN DE YOKTU!
-Çevrenizde sizi çekemeyenler mi var? ATATÜRK'ÜN DE VARDI!
-Aileniz çok zengin değil miydi? ATATÜRK'ÜNKİ DE DEĞİLDİ!
-Amirleriniz hakkınızı mı yiyor? ATATÜRK'ÜN DE BAŞINA GELMİŞTİ!
-Sİzin karşınıza çıkıp da Atatürk'ün karşısına çıkmamış herhangi bir engel var mı?

UNUTMAYIN!
ÇARESİZSENİZ; ÇARE SİZSİNİZ!
HERŞEY SİZİNLE BAŞLAR!
HAYATTA YA TOZU DUMANA KATARSINIZ,
YA DA TOZU DUMANI YUTARSINIZ.
SEÇİM SİZİN!

Yorum (1) Yorum yaz!

HAYDİ ENGELLİLER KAFESE!!!!

8/7/2008 · Kategori: YORUMLARINIZ

Arkadaşlar; sizi çok önemli bir konu hakkında bilgilendirmek istedim, duyarlı olmamız ve kamuoyunu bilgilendirmemiz gerekiyor. Lütfen duyarsız kalmayalım...
       Yaklaşık 2 senedir zihinsel ve fiziksel engelli tüm bireylere devlet ücretsiz eğitim hakkı tanımıştı ve bu bireylere ihtiyaçları devam ettiği sürece özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinden ayda 6 veya 10 saat bedava eğitim hakkını vermişti.
     Ancak şimdi bu hakkı tekrar engellilerimizden geri alıp, onları eve yani bir anlamda kafese mahkum etmek istiyor. Hem de bir an önce. 
     Geçen hafta bununla ilgili tasarıyı Kemal Unakıtan(maliye bakanı)ın baskıları sonucu komisyon kabul etti, hem de milletvekillerine aba altından sopa gösterip. Yasalaşmasına ramak kaldı. Eğer bu tasarı komisyonda da oylanıp yasalaşırsa; 1 engelli çocuk hayatı boyunca sadece ve sadece 9 ay eğitim alabilecek. Ondan sonra tekrar eve mahkum.
      Ak Parti değil miydi  "Haydi Kızlar Okula!!!!" kampanyası başlatan?  Nerede vicdan? Hani eğitim önemliydi?
Şimdi de " HAYDİ ENGELLİLER KAFESE" kampanyası mı başlatıyor AKP?

Arkadaşlar, lütfen duyarlı olalım ve çevremizi, medyayı AKP nin bu oyunu ile ilgili bilgilendirelim. Kamuoyu bu konu hakkında bilgilenmek ve tepki vermek zorunda. Yoksa engelli çocuklarımız, yavrularımız eve mahkum bir şekilde ömürlerini tamamlamak zorunda bırakılacaklar özellikle KEMAL UNAKITAN tarafından....

NOT: İşin garibi; Unakıtan'ın bu engellerine Milli Eğitim Bakanı hiç ses çıkarmıyor. Kim kimi yönetiyor?, soruyorum. Ülkenin Milli Eğitim Bakanı Unakıtan mı? Kendisinin engelli çocuğu olsaydı böyle mi yapacaktı? Tuzu kuru ne de olsa...



Yorum (3) Yorum yaz!

Sn. Ahmet Necdet Sezer Neden Sevilmedi?

27/5/2008 · Kategori: YORUMLARINIZ

 

* Sn. Ahmet Necdet Sezer neden sevilmedi?

  Ya da biz kimi sevmeyiz?

 

   saat

     halı

     kilim

     kalem seti

     gümüş tepsi

     takı

     şifoniyer

     kaftan

     vazo

     madalyon

     heykel

     biblo

     tablo

     Hepsini bırakmış Ahmet Necdet Sezer...

     Kendisine verilen 1243 parça hediyenin 1243'ünü de bırakmış.Götürmemiş.

     Bu benim cumhurbaşkanım olamaz...

 

*    Zaten kırmızı ışıkta durmasından da belliydi.

     Kimse durmuyor ki, o niye duruyor? İsveç mi burası?

 

*    Bakıyorum gazetelere...

     94 parça gümüş,

     22 vazo,

     9 takı,

     27 hatıra para,

     4 tabanca,

     83 parça değerli süs eşyası,

     55 tablo,

     86 porselen,

     7 madalyon,

     4 saat...

     İnsanın içi gidiyor! Al, götür dimi...Bırakmış gidiyor...

 

*    Üstelik liste eksik...

      Kendisine tahsis edilen, "kafana göre harca" denilen ödeneği de 

      harcamadı.

      Hediyeleri bıraktığı gibi... Papelleri de bıraktı...

      46 trilyon liracık! Ye, yemedi...Gez, gezmedi...

      O zaman bırak biz yiyelim...

      Ona da izin vermedi. "Yetim hakkıdır" dedi, görevi boyunca tasarruf

      ettiği 46 trilyonu maliyeye iade etti...Kemal abiye...

 

   Çocukları hala memur...

      First Lady desen... Bi Atıl Kutoğlu'nu bile tanımıyor...

      Belediyeler bizim paramızla simitçilere Cemil İpekçi'den kostüm

      hazırlattı, o hala kendi cebinden giyiniyor...

 

   Aşçıyı, garsonu azalttı.

     "Suyla çalışmıyor bunlar" dedi,14 makam aracını geri verdi.

      Okluk'taki yazlık köşke hiç gitmedi.

      Oğlunu evlendirdi; elektrik parasına varana kadar cebinden ödedi.

      Eşi düştü,bileğini kırdı; Hastaneye sivil araçla götürdü, röntgen için 

      kuyruğa girdi, sıra bekledi.

      Annesi vefaat etti, gene sivil plakayla gitti, flap flap flap fors yapmadı...

      Resmi yemekler hariç, kimseye davet vermedi. Mutfakta yerli ürün

      kullandırttı.

      Şatafattan uzak durdu.

 

*     YEMİNİNİ TUTTU...

       HUKUKU ÜSTÜN KILDI.

       E haliyle... SEVİLMEDİ...

       SEVİLMEZ....

     

    

    

 

 

 

 

    

 

 

    

Yorum (yok) Yorum yaz!

İNADINA TÜRK'ÜZ!!!!!!!!!!!!

28/12/2007 · Kategori: YORUMLARINIZ

 
Türk Subayı
 
  Güneydoğu'nun küçük bir ilçesinde görev yapan hakim,ilçe dışındaki lojmanından görünen karakolun bir gecesini Hakan EVRENSEL'in kitabında şöyle anlatır:
     "Lojmanımızın balkonundan o karakol görünürdü. Yaklaşık bir aydır her istihbarat kaynağından karakolun basılacağı haberi geliyordu.Üstelik baskının şimdiye kadar yapılanlardan çok daha büyük olacağı söyleniyordu.
       Yakın birliklerden timler getirildi, karakolun etrafına mayınlar döşendi, ağır silahlarla takviyeler yapıldı ve baskın beklenmeye başlandı. En son gelen istihbaratta baskının saati ve baskına katılacak terörist sayısı bile veriliyordu. 22.10, beş yüz terörist. Karakol o gün basılmadı.
         Bir gün sonra, bildirilen saatte cehennem başladı. Balkonumuzdan izlediğim dehşet dolu manzarada, daire haline gelmiş teröristlerin, dairenin ortasına, gecenin karanlığında ateşleri parıldayan silahları ateşlediklerini görüyordum.Karakolun, havan ve roket mermilerinin patladığı yerde olduğunu biliyorduk. Tam anlamıyla çember içine almışlardı.
        Lojmandan ayrılıp doğruca jandarmanın binasına gittik. Karakolun merkezi, telsizle, sürekli timlerden durumlarını bildirmelerini istiyor; dış emniyette bulunan timler de bu çağrılara cevap veriyor, havan ve uçaksavar ateşi istedikleri yerleri de tarif ediyorlardı.
        Bir süre sonra telsiz konuşmaları, timlerden birinin üzerine yoğunlaştı. Timden bir türlü cevap alınamıyordu. Üst üste, defalarca çağrı yapılıyor ancak bir türlü timle irtibata geçilemiyordu. Konuşmaları takipeden askerler timden ümitlerini kesmişlerdi. Ama bir yandan da çağrılar devam ediyordu.
       Bir saat kadar sonra, telsizden bitkin bir ses duyuldu: Yaralılarım var, yaralılarımı alın. Tüylerimiz diken diken olmuştu. Hemen cevap verildi.
> Tamam Suat 3, sakin olun, az sonra birlik çıkacak.
         Ilkyaralı haberi, bu saatlerdir aranan timden gelmişti. Tim komutanı konuşurken arkadan silah sesleri duyuluyordu. Herkes bu sözler üzerine yorum yapıyordu. Telsizin
başındaki tim komutanlarından biri, bu timde şehit olduğundan emindi. 
        Merkezden tekrar çağrı yapıldı. "Suat 3, irtibatıkesme. Sakin olun!" Cevapta
bir değişiklik olmadı Yaralılarım var. Kan kaybediyorlar. Yaralılarımı alın
         Ve tam bir buçuk saat, beşer dakika arayla Suat 3 kodlu timle muhabere aynen bu sözlerle sürdü.Yaralılarımı alın!!!
        Sakin olun, geliyoruz. Hepimiz o time kimsenin yardıma gidemeyeceğini çok iyi biliyorduk. Karakola düşen mermi sayısında azalma olmuyor, aksine, takviye alan teröristler baskının şiddetini gittikçe artırıyorlardı. Kimsenin, değil karakolun dışına çıkmak, mevzi değiştirebilecek fırsatı dahi olmadığı apaçıktı.
          Bir süre sonra, Suat 3''ün telsizinden hırs dolu kelimelerin iişittik: Hemen gelip yaralılarımı almazsanız, karakola dönüp bölüğü tarayacağım.
          Hepimiz şok olmuştuk. Hemen tabur komutanı devreye girdi. Hemen hemen aynı sözcüklerle tim komutanına sakin olma çağrısı yaptı.Ama işe yaramıyordu. Tim komutanı "Yaralılarımı alın dışında başka birşey demiyordu. Tabur komutanının da telsizi bırakmasıyla, bir saat kadar daha tim komutanından ses çıkmadı. Birer dakika
arayla yapılan yoğun çağrılara cevap vermedi. Hepimiz tim komutanının da şehit olduğunu düşünüyorduk. Içim burkuluyor, başım dönüyor, tanık olduğum bu anlardan nefret ediyordum.
         Telsizin başına tim komutanının okuldan devre arkadaşı geldi. Son bir ümitle eline mikrofonu alıp, cevap beklemeden, telsizin kodlarını da kullanmadan, konuşmaya başladı "Devrem ben Hüseyin. Geçmiş olsun devrem. Biraz daha dayan olur mu? Bak destek timleri yola çıktı. Sana doğru geliyorlar. Devrem aman pes etme olur mu?        
         Telsizin mandalını bırakıp beklemeye başladı. Hepimiz Motorola marka, duvara monteli telsiz cihazının hoparlör kısmına gözlerimizi dikmiş bekliyorduk. Ve konuştu
> Devrem, bölük komutanı nerde? Hepimiz derin bir "Oh!" çektik. Telsizden, Izinde devrem yanıtı verildi. Suat 3, artık tükenen bir sesle konuşmayı sürdürdü Ne olur yaralılarımı alın. Bende yaralıyım.
         O ana kadar kendisinin de yaralı olduğunu söylememişti. Hepimiz donup kalmıştık. Telsizin başındaki devre arkadaşı da bu sözü üzerine mikrofonufırlattı ve odadan çıktı. Ben kapının hemen eşiğinde ayakta duruyor, duyduklarım ve gördüklerimle bir tarihe tanıklık ettiğimi düşünüyordum."Ben de yaralıyım" dan sonra yine ses kesildi. Sabaha kadar hiç konuşmadı Yüzlerce kez yapılan çağrılara cevap vermedi. Artık onun şehit olduğuna bende inanmıştım.
         Gün ağarırken hepimiz yorgun düşmüş, telsizden yapılan "Suat 3, Konuşan Suat, Cevap ver çağrısından bıkmış halde bir köşede yığılmışken, birden telsizin mandalına
basıldığını fark ettik. Telsizden silah sesleri geliyordu. Ve on on beş saniye sonra hayatım boyunca unutamayacağım bir Istiklal Marşı dinlemeye başladım. Mandala sürekli basıldığı için bütün telsizlerin konuşma imkanı durmuştu. Çatışmanın altında yaralı bir tim komutanının, makamıyla söylediği Istiklal Marşı'nı dinliyordum. Gözlerim dolmuştu. O ana kadar duyduğum en güzel Istiklal Marşı''ydı. Birinci dörtlüğü bitirdi. Ikinci dörtlükte sesi çatallaştı. Kelimeler uzadı. Ama marşı söylemeyi bırakmadı. Bozuk bir ses tonuyla, kendini zorlayarak okumaya devam etti. Marşı bitirdiğinde, bende bitmiştim. Hemen orayı terk ettim. Bir daha onun sesini hiç duymadım.
         Toplam 22 şehidin verildiği o baskın gecesinde, vücuduna saplanmış 7 merminin
acısıyla söylediği Istiklal Marşı''nı ruhuma işleten tim komutanının öldüğüne ise hala inanamıyorum. Hakimin anıları burada sona eriyor.
 
       Işte benim Türk subayından anladığım budur. Vücudunda yedi mermi olduğu halde makamı ile istiklal Marşı söyleyen adamdır.
Vatan Toprağı Kutsaldır, Kaderine Terk Edilemez.
HEPIMIZ ALPARSLAN'IZ, FATIH'IZ, ATATÜRK'ÜZ INADINA TÜRKÜZ!!!!!!!. 

Yorum (yok) Yorum yaz!

BARIŞLAR ARASINDAKİ FARK...

2/10/2007 · Kategori: YORUMLARINIZ

 

BARISLAR ARASINDAKI FARK
 
İkisi de genç ikisi de yakışıklı
Ve ikisi de yaralı
Birisi yaralanmıştı kendi yaptığı bir trafik kazasında
Diğeri terörist kurşunuyla vurulmuştu Gabar dağlarında
Birisi için binlerce insan nöbet tutuyordu hastane önünde,
Diğerinin bir annesi bir de babası vardı yanında
Birisi için telefonlar fakslar geliyordu ülkenin her yerinden,
Uğrunda kan verdiği halkın haberi bile yoktu diğerinden
Gün geldi ikisi de kavuştu hakkın rahmetine
Birinin babası haykırıyordu
Buraya ışık koymayan devlet kahrolsun
Diğerinin babası zor işitilir bir sesle mırıldanıyordu
VATAN SAĞOLSUN !!!

Yorum (2) Yorum yaz!

BRÜKSEL ZİRVESİ!!!!!!

2/10/2007 · Kategori: YORUMLARINIZ

 

Brüksel Zirvesi Sonuç Bildirisi' nden...

 YORUMSUZ: Brüksel Zirvesi Sonuç Bildirisi'nin "Türkiye" başlıklı

 bölümünden; "Presidency Conclusions"

 

 Madde: 23.."..müzakerelerin yalnız Türkiye'yle değil, diğer

devletlerle de yapılabileceğini... Müzakereler sırasında Türkiye

birkaç devlete bölünürse veya güneydoğu bölgesinde bir Kürt devleti

 kurulursa, yeni bir karara gerek olmaksızın onlarla da müzakere

 yapılacağına...

 ÖNEMLİ NOT : Lütfen yurtseverlik görevinizin gereği bu durumdan

 herkesi haberdar edin... Türkiye üzerine oynan oyunları herkes

 öğrensin...

Yorum (3) Yorum yaz!

Ben de SOBELENDİİİİİİİM!!!!!

12/2/2007 · Kategori: YORUMLARINIZ

 

Ben ne zaman sobeleneceğim diye merak ediyordum, sonunda sevgili emekyemek beni sobelemiş. Kendisine teşekkür ediyorum ve zevkle soruları cevaplıyorum.

 

Market alışverişi yaparken yeni ürünleri deniyor musunuz?

Yeni ürünleri denemeye bayılırım. Özellikle Dr. Oetker'in yeni çıkan ürünlerini denemeyi çok seviyorum. Peynir çeşitlerini, değişik süt ürünlerini, farklı sosları , tropikal meyveleri, sıcak içecek türlerini (özellikle sıcak çikolata, sahlep, cappucino, meyve çayları) denemeyi severim.

 

İnternetten gazete okumayı sever misiniz?

Bu konuda galiba biraz tutucuyum ya da nostaljiyi seviyorum. Gazeteleri internetten okumayı sevemedim bir türlü. Gazete okurken onunla haşır neşir olmayı :) , ona dokunmayı ve sayfalarının kokusunu almayı seviyorum. İnternetten okuyunca bana yavan geliyor. Ancak araştırma yaparken  arşivlere ulaşmak ya da evimize almadığımız gazetelerdeki haberlerden ve bakış açılarından haberdar olmak için tabii ki interneti kullanıyorum.

 

Hiç sigara içtiniz mi?

Hayır, hiç sigara içmedim. Bununla da gurur duyuyorum. Ayrıca eşimle ilk tanıştığım dönemler eşim içiyordu, nişanlandığımız gün  sigarayı bırakacağına dair söz vermişti ve sözünü tuttu, bıraktı.

 

Sevgi, saygı, hoşgörü hayatımdan çıkaramayacağım kavramlardır. Ukalalıktan nefret ederim:

Bence saygı olmadan sevgi, sevgi olmadan da saygı olmaz. Hoşgörü de olmalı.Çünkü insanlar hata yapmadan yaşayamazlar, yeter ki iyi niyet olsun. İyi niyetle yapılmış hataları hoşgörürüm. Ama içinde en ufak bir art niyet hissedersem hoşgörülü olamıyorum.

Bir insan birşeyi gerçekten çok iyi biliyorsa ve o konuda gerçekten tecrübeliyse bir dereceye kadar ukalalık yapmasını hoşgörürüm. Ama kuru kuruya yapılan ukalalığa tahammül edemem.

 

Futbolu sever misiniz?

Sevemedim, eşim maç izlerken de hiç televizyona bakmam, ya kitap okurum, ya internete girerim.

 

Emekyemek arkadaşıma tekrar teşekkür ediyorum....

 

Ben de sevgili "leziz" , "miss", "illedeyemek" arkadaşlarımı "SOBEEEE" liyorum...

Yorum (4) Yorum yaz!

Bunları Biliyor muydunuz?

18/1/2007 · Kategori: YORUMLARINIZ

 

Romanya Lase'de düzenlenen 22. Balkan Matematik Olimpiyatında  Samet Oymak, Süleyman Fatih Hafalir, Mehmet Murat Sevim ve Hasan Hüseyin Eruslu gümüş madalya, Said Tunç bronz madalya aldılar. Biliyor muydunuz?

 

Yunanistan Selanik'te 9. Genç Balkan Matematik Olimpiyatı'nda Hüseyin Atahan İnan altın madalya, Mehmet Akif Ersoy gümüş madalya, Muhammed Faruk Gencel, Berk Sarıöz ve Emine Seyma Erisik bronz madalya, Alican Ülgen mansiyon aldılar. Biliyor muydunuz?

 

İspanya Salamanca'da düzenlenen 36. Uluslararası Fizik Olimpiyatında Emrah Turgut ve Mehmet Akif Çetinkaya altın madalya, Mehmet Doğan gümüş madalya, Ahmet Demir bronz madalya aldılar. Biliyor muydunuz?

 

Meksika Merida'da düzenlenen 46. Uluslararası Matematik Olimpiyatında Samet Oymak, Süleyman Fatih Hafalir, Said Tunç ve Mehmet Murat Sevim gümüş madalya, Metehan Özsöy bronz madalya ve Hasan Hüseyin Eruslu mansiyon aldılar. Biliyor muydunuz?

 

Çin Beijing'de düzenlenen 16. Uluslararası Biyoloji Olimpiyatında Bekir Altaş, Mustafa Tosur, Enes Seyfullah Kotil gümüş madalya, Mehmet Kardaş bronz madalya aldılar. Biliyor muydunuz?

 

Tayvan Taipei'de düzenlenen 37. Uluslararası Kimya Olimpiyatında Mehmet Talha Kutlu ve Murat Kadir Deliömeroğlu gümüş madalya, Taha Bilal Uyar ve Ayşe Burcu Atay bronz madalya aldılar. Biliyor muydunuz?

 

Amerika Phoneix Arizona'da düzenlenen Intel sponsorluğundaki Isef Proje Yarışmasında Ocan Sankur üçüncülük, Emir Konuk ve Emre Yılmaz Kodak Company'den Onur Ödülü aldılar. Biliyor muydunuz?

 

Bulgaristan Sofya'da düzenlenen 1. Bölgesel Genç Yetenekler Doğa Bilimleri yarışmasında Eren Bölükbaşı ikincilik, Yaprak Servi ve Cemil Baki Kiyak üçüncülük aldılar. Biliyor muydunuz?

 

Biliyor musunuz, biliyor musunuz, biliyor musunuz?

BİLMİYORUZ!!!!!!! Nereden bileceğiz ki?

 

Hülya ile Kaya'nın boşanmalarını, gece yatakta horladıklarını, Deniz Akkaya'nın birlikte olduğu adamdan dayak yediğini, kulak zarının patladığını, bir başka mankenin yüzüne adamın ökçe ile basarak elmacık kemiğini kırdığını, bir diğerinin yattığı adamın çektiği fotoğraflarının elden ele dolaştığını, kart şarkıcının zamparalığını bilmek varken Uluslararası Bilim Olimpiyatlarına katıln öğrencileri ve aldıkları dereceleri bilecek değiliz ya!!!!

 

 

                                                                                           Kaynak: Bahar İncilay

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz!